Dünya

Roma’da Gezilecek Yerler: Mutlaka Görülmesi Gerekenler

Romada Gezilecek

Roma’da Gezilecek Yerler: Sonsuz Şehirde Mutlaka Görülmesi Gerekenler

 

Roma, sadece bir şehir değil, adeta yaşayan bir tarihtir. Her köşesinde binlerce yıllık bir medeniyetin izlerini taşıyan, sanatı, mimariyi ve kültürü nefes kesen bir uyumla birleştiren bu eşsiz şehir, “Sonsuz Şehir” lakabını sonuna kadar hak ediyor. Kolezyum’un görkemli silüetinden Trevi Çeşmesi’nin büyüleyici ışıltısına, daracık Arnavut kaldırımlı sokaklardan geniş meydanların canlı atmosferine kadar Roma, her adımda yeni bir hikaye fısıldar. Bu rehber, Roma gezinizi planlarken sizi tarihin derinliklerine, sanatın doruklarına ve İtalyan yaşam tarzının kalbine götürecek, mutlaka görmeniz gereken yerleri detaylı bir şekilde sunuyor. Roma’yı sadece gezmekle kalmayıp, onu ruhuyla birlikte hissetmek isteyenler için işte başlıca duraklar…


 

Kolezyum: Antik Roma’nın İkonik Amfitiyatrosu

 

Roma’nın en tanınmış simgesi olan Kolezyum, M.S. 80 yılında tamamlanmış, antik dünyanın en büyük amfitiyatrosudur. İmparator Vespasyan tarafından yapımına başlanıp oğlu Titus tarafından tamamlanan bu devasa yapı, yaklaşık 50.000 ila 80.000 seyirci kapasitesiyle adeta bir mühendislik harikasıdır. Kolezyum, gladyatör dövüşlerinden vahşi hayvan avlarına, halka açık infazlardan tiyatro gösterilerine kadar dönemin en kanlı ve en ihtişamlı etkinliklerine ev sahipliği yapmıştır. Yapının mimarisi, seyircilerin giriş ve çıkışını kolaylaştıran karmaşık bir kemer ve merdiven sistemine sahiptir, bu da o dönemin kitle yönetimi konusundaki dehasını gözler önüne serer. Yüzyıllar boyunca maruz kaldığı depremler, yangınlar ve taş ocağı olarak kullanılmasına rağmen, Kolezyum’un ayakta kalan görkemli kalıntıları bile Roma İmparatorluğu’nun gücünü ve ihtişamını anlamak için yeterlidir. Bugün Kolezyum’u ziyaret etmek, sadece bir tarihi mekanı görmek değil, aynı zamanda Roma’nın kalbinde binlerce yıllık bir geçmişi solumak anlamına gelir. Biletlerinizi önceden online alarak uzun kuyruklardan kaçınmak, bu unutulmaz deneyimi daha keyifli hale getirecektir.

kolezyum


 

Trevi Çeşmesi: Roma’da Dilek Dilemenin Adresi

 

Barok mimarisinin en büyüleyici örneklerinden biri olan Trevi Çeşmesi, dünyanın en ünlü çeşmelerinden biridir. Mimar Nicola Salvi tarafından 1762 yılında tamamlanan bu görkemli eser, adını bulunduğu “tre vie” (üç yol) kavşağından alır ve Antik Roma’dan kalma bir su kemerinin son noktasıdır. Çeşmenin ana teması, Okyanus Tanrısı Oceanus’un deniz atları tarafından çekilen bir arabada tasvir edilmesidir. Sağındaki ve solundaki figürler ise bereket ve bolluğu simgeler. Trevi Çeşmesi’nin ünü sadece mimari güzelliğiyle sınırlı değildir; aynı zamanda bir efsaneye de ev sahipliği yapar. Bu efsaneye göre, çeşmeye sağ omuz üzerinden sol elle para atanlar Roma’ya geri dönecektir. İkinci bir paranın aşk getireceği, üçüncü bir paranın ise evliliği veya ayrılığı müjdeleyeceği söylenir. Her yıl milyonlarca turistin ziyaret ettiği bu çeşmeye atılan paralar, toplanarak Roma’daki hayır kurumlarına bağışlanmaktadır. Geceleri ışıklandırmanın etkisiyle daha da büyüleyici bir hale gelen Trevi Çeşmesi, Roma gezinizin olmazsa olmaz duraklarından biridir.

 

trevi-cesmesi

Piazza di Spagna – İspanyol Merdivenleri: Roma’nın En Ünlü Basamakları

 

Roma’nın en canlı ve romantik meydanlarından biri olan Piazza di Spagna, adını İspanyol Büyükelçiliği’nin burada bulunmasından alır. Meydanın asıl simgesi ise 135 basamaktan oluşan ve Trinita dei Monti Kilisesi’ne çıkan İspanyol Merdivenleri‘dir. 1725 yılında mimar Francesco de Sanctis tarafından tasarlanan bu merdivenler, o dönemde iki yamaç arasında köprü kurma amacıyla inşa edilmiştir. Merdivenlerin eteklerinde yer alan Bernini’nin babası Pietro Bernini tarafından yapılan Barcaccia Çeşmesi ise batmakta olan bir gemi şekliyle dikkat çeker. Merdivenler, her yıl bahar aylarında rengarenk çiçeklerle süslenerek adeta bir görsel şölene dönüşür. Bu durum, merdivenlerin sadece bir geçit değil, aynı zamanda bir buluşma noktası, dinlenme alanı ve fotoğraf çekim platosu haline gelmesini sağlamıştır. Piazza di Spagna, lüks moda butiklerinin yer aldığı Via dei Condotti gibi ünlü caddelerle çevrilidir ve bu da onu Roma’nın alışveriş ve sosyal yaşam merkezlerinden biri yapar. Merdivenlerin basamaklarına oturup meydanın hareketliliğini izlemek veya merdivenlerin en üstüne çıkarak Roma’nın muhteşem manzarasını seyretmek, unutulmaz bir Roma deneyimi sunar.

piazza-di-spagna

Panteon: Roma’nın Antik Tapınağı ve Mimari Harikası

 

Roma’da en iyi korunmuş antik yapılardan biri olan Panteon, ilk olarak M.Ö. 27 yılında Marcus Agrippa tarafından inşa edilmiş, ancak M.S. 126 yılında İmparator Hadrian tarafından yeniden yapılmıştır. “Tüm tanrılara adanmış” anlamına gelen Panteon, daha sonra 7. yüzyılda kiliseye dönüştürülerek yıkımdan kurtarılmıştır. Panteon’u bu kadar özel kılan şey, tartışmasız mimari dehasıdır. Yaklaşık 43 metre çapındaki kubbesi, modern mimarlık standartlarına göre bile inanılmaz bir başarıdır ve tonozlu tavanı destekleyecek hiçbir sütun veya destekleyici yapı içermez. Kubbenin tam ortasında, “Oculus” (Göz) adı verilen 9 metre çapında bir delik bulunur. Bu delik, yapının tek ışık kaynağıdır ve yağmurun içeri girmesine rağmen zemindeki özel drenaj sistemi sayesinde yapının zarar görmesi engellenir. Panteon, aynı zamanda Rönesans sanatçısı Raffaello’nun ve İtalya’nın ilk kralı II. Vittorio Emanuele’nin mezarlarına da ev sahipliği yapar. Bugün hala ibadete açık olan Panteon, antik Roma’nın dini ve mimari kültürünü en iyi şekilde yansıtan, hem tarihi hem de sanatsal açıdan eşsiz bir yapıdır.

panteon-1

Roma Forumu: Tarihin Kalbinde Bir Gezinti

 

Kolezyum’un hemen yanında yer alan Roma Forumu, antik Roma’nın siyasi, kültürel, ticari ve dini merkezidir. Roma İmparatorluğu’nun kalbi olarak kabul edilen bu vadi, M.Ö. 7. yüzyıldan başlayarak yaklaşık 1000 yıl boyunca şehrin tüm önemli kararlarının alındığı, zaferlerin kutlandığı ve halka açık konuşmaların yapıldığı bir yerdi. Bugün harabelerinden oluşan Forum, Capitolino Tepesi ile Palatino Tepesi arasında yer alır ve imparatorluk günlerinin ihtişamını hayal etmeye olanak tanır. Burada, Sezar Bazilikası, Satürn Tapınağı, Vesta Tapınağı ve Septimius Severus Kemeri gibi önemli yapıların kalıntılarını görebilirsiniz. Her bir kalıntı, Roma’nın zengin tarihinin farklı bir dönemine tanıklık eder. Forumu gezmek, sadece taş yığınlarının arasında yürümek değil, aynı zamanda Cicero’nun hitabetlerini, Sezar’ın zaferlerini ve Roma halkının günlük yaşamını zihinde canlandırmaktır. Tarihi daha iyi anlamak için rehberli bir tura katılmak veya ziyaretinizden önce Roma’nın tarihine göz atmak, bu geziden alacağınız keyfi artıracaktır. Roma Forumu bileti genellikle Kolezyum ve Palatino Tepesi biletlerine dahil olduğundan, bu üç önemli noktayı tek bir günde ziyaret etmek mümkündür.

roma-forumu-1-1


 

Vatikan – Aziz Petrus Meydanı: Dünyanın En Küçük Bağımsız Devleti

 

Roma’nın kalbinde yer alan Vatikan Şehir Devleti, hem yüzölçümü hem de nüfus açısından dünyanın en küçük bağımsız ülkesidir. Katolik Kilisesi’nin ruhani merkezi olan Vatikan, Papa’nın yönetiminde bulunur. Şehrin en dikkat çekici noktalarından biri olan Aziz Petrus Meydanı, mimar Gian Lorenzo Bernini’nin 17. yüzyılda tasarladığı bir şaheserdir. Meydan, binlerce insanı kucaklarcasına açık bir şekilde tasarlanmış iki yarı dairesel kolonattan (sütunlu galeri) oluşur. Bu kolonatlar, 284 Dor sütunu ve 140’tan fazla aziz heykelini barındırır. Meydanın ortasında, Mısır’dan getirilen 25 metrelik devasa bir dikilitaş (obelisk) bulunur ve bu dikilitaş, Antik Roma’daki Nero’nun sirkinde yer almıştır. Paskalya ve Noel gibi özel dini günlerde Papa’nın halka hitap ettiği ve kalabalık ayinlerin düzenlendiği bu meydan, mimari güzelliği ve tarihi önemiyle sadece Katolikler için değil, tüm ziyaretçiler için büyüleyici bir atmosfere sahiptir. Meydana girmek için herhangi bir ücret ödenmez ve buradaki görkemli atmosferin tadını çıkarmak, Vatikan deneyiminin ayrılmaz bir parçasıdır.

aziz-petrus-meydani


 

Aziz Petrus Bazilikası: Vatikan’ın Ruhani Merkezi

 

Vatikan’ın ve tüm Katolik dünyasının en önemli kilisesi olan Aziz Petrus Bazilikası, Hristiyanlığın en büyük dini yapılarından biridir. İnanışa göre, İsa’nın on iki havarisinden biri olan ve Katolik Kilisesi’nin ilk Papa’sı sayılan Aziz Petrus’un mezarının üzerine inşa edilmiştir. Bazilikanın inşası 16. ve 17. yüzyıllarda başlamış, Bramante, Michelangelo, Raphael ve Bernini gibi Rönesans ve Barok döneminin en büyük sanatçıları ve mimarları tarafından tamamlanmıştır. Michelangelo’nun tasarladığı devasa kubbe, bazilikanın en çarpıcı özelliklerinden biridir ve Roma silüetinin en belirgin öğelerinden biridir. İçeride, Michelangelo’nun gençlik dönemi eseri olan ve Meryem’in İsa’yı kucağında tuttuğu heykeli olan Pieta ile Bernini’nin ana sunak üzerindeki bronz baldakeni (kubbeli gölgelik) en çok dikkat çeken eserlerdir. Bazilika’yı ziyaret etmek için dizleri ve omuzları kapatan kıyafetler giymek zorunludur. Ayrıca, bazilikanın kubbesine çıkarak Roma’nın ve Aziz Petrus Meydanı’nın 360 derecelik panoramik manzarasını izlemek, nefes kesici bir deneyim sunar.

aziz-petrus-bazilikasi-1


 

Sistina Şapeli: Michelangelo’nun Başyapıtı

 

Vatikan Müzeleri’nin en önemli duraklarından biri olan Sistina Şapeli, adını Papa IV. Sixtus’tan alır ve 15. yüzyıl sonlarında inşa edilmiştir. Şapeli dünya çapında eşsiz kılan, tavanındaki ve duvarlarındaki muazzam fresklerdir. Şapelin tavanı, 1508-1512 yılları arasında Michelangelo tarafından dört yıllık bir emekle yapılmıştır. Michelangelo, “Adem’in Yaratılışı” adlı eseriyle Adem’e hayat üfleyen Tanrı’nın ellerinin buluşma anını, insanlık tarihinin en ikonik sahnelerinden biri olarak ölümsüzleştirmiştir. Tavanın diğer bölümlerinde de Yaratılış Kitabı’ndan sahneler yer alır. Şapelin sunak duvarı ise, yine Michelangelo tarafından 1535-1541 yılları arasında resmedilen “Son Yargı” freskine ev sahipliği yapar. Bu devasa eser, İsa’nın dünyaya dönüşünü ve ölülerin yargılanışını dramatik bir şekilde tasvir eder. Sistina Şapeli, sadece bir sanat eseri değil, aynı zamanda Papa’nın seçimi için toplanılan Konklav’ın yapıldığı kutsal bir mekandır. Şapelde fotoğraf çekmek ve konuşmak yasaktır, bu da ziyaretçilerin bu başyapıtı sessiz ve saygılı bir ortamda deneyimlemesini sağlar.

sistina-sapeli


 

Vatikan Müzeleri: Sanat ve Tarihin Hazinesi

 

Dünyanın en büyük ve en zengin sanat koleksiyonlarından birine ev sahipliği yapan Vatikan Müzeleri, Katolik Kilisesi’nin yüzyıllar boyunca biriktirdiği paha biçilmez eserleri sergiler. Müzeler, Roma İmparatorluğu’ndan Antik Mısır’a, Rönesans’tan modern sanata kadar geniş bir yelpazede eserleri barındırır. Müzenin başlıca bölümleri arasında Pio-Clementino Müzesi’ndeki Antik Roma heykelleri, Raphael’in ünlü fresklerinin bulunduğu Rafael Odaları, haritalar ve Goblen galerileri yer alır. Ancak müzelerin en önemli bölümü, kuşkusuz Sistina Şapeli‘dir. Ziyaretçiler, Vatikan Müzeleri’ni gezerek en sonunda bu başyapıta ulaşırlar. Yaklaşık 20.000 eserin sergilendiği müzeler kompleksini gezmek birkaç saat sürebilir, bu yüzden ziyaretinizden önce hangi bölümleri görmek istediğinize karar vermeniz faydalı olacaktır. Uzun kuyruklardan kaçınmak ve zaman kazanmak için biletinizi online olarak önceden almak, Vatikan Müzeleri’ni ziyaret etmenin en pratik yoludur. Müzeler, her sanatsever için adeta bir cennettir ve Roma gezinizin en etkileyici duraklarından biri olacaktır.

vatikan-muzeleri1


 

Villa Borghese Bahçeleri: Roma’nın Yeşil Cenneti

 

Roma’nın kalabalığından ve karmaşasından kaçıp huzur bulmak isteyenler için Villa Borghese Bahçeleri, mükemmel bir kaçış noktasıdır. Şehrin en büyük parklarından biri olan bu yemyeşil alan, 17. yüzyılın başlarında Kardinal Scipione Borghese’nin yazlık evi olan Villa Borghese’nin çevresine inşa edilmiştir. Park, geniş çim alanları, göletleri, heykelleri ve heykeltıraşlı çeşmeleriyle adeta bir açık hava müzesini andırır. Bahçelerde, Antik Roma’dan kalma tapınaklar, sanat galerileri ve tiyatrolar da yer alır. Aileler için ideal bir gezi noktası olan Villa Borghese’de bisiklet kiralayabilir, sandalla gölde gezinebilir veya sadece bir banka oturup doğanın ve sanatın tadını çıkarabilirsiniz. Parkın bir diğer önemli bölümü ise, içindeki ünlü Borghese Galerisi‘dir. Bu galeri, dünya çapında ünlü sanat eserlerine ev sahipliği yapar. Villa Borghese Bahçeleri’ne, Piazza del Popolo’nun kuzeyinden veya İspanyol Merdivenleri’nin üst tarafından ulaşmak oldukça kolaydır.

villa-borghese-1


 

Borghese Galerisi: Sanatseverler İçin Bir Cennet

 

Villa Borghese Bahçeleri’nin içinde yer alan Borghese Galerisi, Roma’nın en önemli sanat müzelerinden biridir ve adeta bir sanat mabedidir. 17. yüzyılın başlarında inşa edilen ve Kardinal Scipione Borghese’nin özel koleksiyonunu barındıran galeri, Bernini’nin heykelleri ve Caravaggio’nun tabloları başta olmak üzere, Rönesans ve Barok dönemlerinin en nadide eserlerine ev sahipliği yapar. Galerinin en dikkat çekici eserleri arasında, Bernini’nin “Apollon ve Daphne” ve “Plüton ve Proserpina’nın Kaçırılması” gibi dinamik ve gerçekçi heykelleri ile Caravaggio’nun “Aziz Jerome” ve “Meyve Sepeti Tutan Çocuk” gibi tabloları yer alır. Galerinin ziyaretçi sayısı günlük olarak sınırlandırıldığından, biletinizi mutlaka haftalar öncesinden online olarak almanız gerekmektedir. Ziyaretçiler, iki saatlik zaman dilimleri halinde galeriye alınır, bu da kalabalık olmadan eserlerin keyfini çıkarmak için ideal bir ortam sağlar. Borghese Galerisi, sadece sergilediği eserlerle değil, aynı zamanda lüks ve sanatsal dekorasyonuyla da başlı başına bir şaheserdir ve Roma’da sanatseverlerin mutlaka ziyaret etmesi gereken bir noktadır.

 

villa-borghese-muzesi

 

Sant’Angelo Kalesi: Tiber Nehri’nin Muhafızı

 

Antik Roma’dan kalma en etkileyici yapılardan biri olan Sant’Angelo Kalesi, Tiber Nehri kıyısında, Vatikan’a yakın bir konumda yer alır. İlk olarak M.S. 139 yılında İmparator Hadrianus tarafından kendisi ve ailesi için anıt mezar olarak inşa edilmiştir. Yapı, orta çağda papalığın savunma kalesi haline gelerek stratejik bir önem kazanmıştır. Hatta, Vatikan’a giden gizli bir geçit (Passetto di Borgo) sayesinde, zor zamanlarda Papalar tarafından güvenli bir sığınak olarak kullanılmıştır. Kalenin en üst katına çıkarak hem Tiber Nehri’nin hem de Vatikan’ın muhteşem panoramik manzarasını izleyebilirsiniz. Kalenin ismi, 590 yılında Papa I. Gregorius’un gördüğü bir vizyona dayanır: Efsaneye göre, Papa salgın hastalığın sona ermesi için dua ederken, başmelek Mikail’i kılıcını kınına koyarken görmüş ve bu olayın ardından salgın durmuştur. Bu nedenle, kalenin tepesinde bir melek heykeli bulunur. Sant’Angelo Kalesi, tarih boyunca bir anıt mezardan kaleye, hapishaneden müzeye kadar birçok farklı amaca hizmet etmiştir ve bugün içinde sergilenen eserler, Roma’nın zengin tarihini gözler önüne serer.

villa-borghese-muzesi


 

Sant’Angelo Köprüsü: Tiber Nehri Üzerindeki Zarif Köprü

 

Sant’Angelo Kalesi’nin hemen önünde yer alan ve Tiber Nehri’nin iki yakasını birleştiren Sant’Angelo Köprüsü, Roma’nın en zarif ve estetik köprülerinden biridir. İmparator Hadrianus tarafından M.S. 134 yılında, kendi anıt mezarına (şimdiki Sant’Angelo Kalesi) ulaşımı sağlamak için inşa edilmiştir. Orijinal adı “Pons Aelius” olan köprü, orta çağdan sonra “Ponte Sant’Angelo” olarak anılmaya başlamıştır. Köprünün en dikkat çekici özelliği, Barok mimarisi ve üzerinde yer alan on melek heykelidir. Bu melek heykelleri, Gian Lorenzo Bernini’nin öğrencileri tarafından 17. yüzyılda yapılmıştır ve her biri, İsa’nın çarmıha gerilişini temsil eden bir sembol (dikenli taç, çivi, mızrak gibi) taşır. Köprü, özellikle gün batımında ve akşam saatlerinde ışıklandırmanın etkisiyle büyüleyici bir atmosfer sunar. Buradan Sant’Angelo Kalesi’nin görkemli manzarasını seyretmek, fotoğraf çekmek ve nehir kenarında romantik bir yürüyüş yapmak, Roma deneyiminizin en keyifli anlarından biri olacaktır. Köprü, Vatikan’a giden en popüler rotalardan biridir ve Roma’nın sanatsal ve tarihi dokusunu en iyi şekilde yansıtan noktalardan biridir.

sant-angelo-koprusu-1-1-1024x626


 

Santa Maria Maggiore: Roma’nın En Eski Kilisesi

 

Roma’nın dört büyük papalık bazilikasından biri olan Santa Maria Maggiore, Meryem Ana’ya adanmış en büyük kilisedir ve Katolik dünyası için büyük bir öneme sahiptir. Efsaneye göre, 4. yüzyılda Papa Liberius’a rüyasında Meryem Ana görünür ve ertesi gün kar yağacak olan yere bir kilise inşa etmesini söyler. Ertesi gün, 5 Ağustos’ta Eskilin Tepesi’ne gerçekten de kar yağar ve kilisenin temelleri buraya atılır. Günümüzdeki kilise, 5. yüzyılda Papa III. Sixtus tarafından inşa edilmiştir. Kilisenin en dikkat çekici özelliklerinden biri, 5. yüzyıldan kalma mozaikleridir. Mozaikler, İncil’den sahneler ve Eski Ahit hikayelerini tasvir eder. İçerideki tavan ise, Kolomb’un Amerika’dan getirdiği ilk altının kullanılarak yapıldığı söylenen, yaldızlı bir tavandır. Kilisenin dış cephesi Barok mimarisiyle süslenmiş olsa da, içerisi Roma’nın erken Hristiyanlık dönemini yansıtan bir atmosfere sahiptir. Santa Maria Maggiore, Roma’nın dini ve tarihi mirasını en iyi şekilde temsil eden, sakin ve huzurlu bir atmosfere sahip, görülmeye değer bir yapıdır.

Santa-Maria-Maggiore-1

 

Piazza Navona: Barok Roma’nın Kalbi

 

Roma’nın en güzel ve en canlı meydanlarından biri olan Piazza Navona, adeta bir açık hava müzesini andırır. Antik Roma’da İmparator Domitian tarafından M.S. 1. yüzyılda inşa edilen bir stadyumun (Circus Agonalis) üzerine kurulmuş olan meydan, uzun ve dar elips şeklindedir. Meydanın bu eşsiz şekli, antik stadyumun orijinal izlerini taşır. Piazza Navona’nın en önemli simgeleri, Barok mimarinin dahi ismi Gian Lorenzo Bernini tarafından yapılan üç muhteşem çeşmedir: ortada yer alan Dört Nehir Çeşmesi (Fontana dei Quattro Fiumi), kuzeyde yer alan Neptün Çeşmesi ve güneydeki Moro Çeşmesi. Dört Nehir Çeşmesi, dünyanın dört büyük nehrini (Nil, Ganj, Tuna ve Rio de la Plata) simgeleyen figürlerle çevrili bir dikilitaş içerir ve Bernini’nin en büyük eserlerinden biri olarak kabul edilir. Meydan, çevresindeki kafeler, restoranlar ve sokak sanatçılarıyla her zaman hareketlidir. Özellikle akşam saatlerinde, çeşmelerin ışıklandırılmasıyla oluşan romantik atmosfer, Piazza Navona’yı Roma gezinizin unutulmaz duraklarından biri yapar.

piazza-navona-2


 

Piazza del Popolo: Tarihi Roma’nın Canlı Meydanı

 

Roma’nın kuzey kapısı olarak bilinen Piazza del Popolo (Halk Meydanı), şehrin en büyük ve en önemli meydanlarından biridir. Meydan, 19. yüzyılda mimar Giuseppe Valadier tarafından Barok ve Neoklasik tarzların birleşimiyle yeniden düzenlenmiştir. Meydanın merkezinde, Mısır’dan getirilen ve yaklaşık 3.600 yıllık bir geçmişe sahip olan 24 metrelik bir dikilitaş (obelisk) bulunur. Meydanın güney ucunda ise, “ikiz kiliseler” olarak bilinen Santa Maria in Montesanto ve Santa Maria dei Miracoli yer alır. Bu iki kilise, aslında aynı boyutta olmasalar da, perspektif oyunları sayesinde simetrik görünürler. Meydan, aynı zamanda Roma’nın üç ana caddesinin (Via del Corso, Via del Babuino, Via di Ripetta) başlangıç noktasıdır ve bu caddeler, şehrin en önemli turistik ve ticari bölgelerine çıkar. Yüzyıllar boyunca halka açık idamların yapıldığı bir yer olsa da, günümüzde meydan konserler, etkinlikler ve festivaller için popüler bir buluşma noktasıdır. Meydanın kuzeyindeki teras ise, Pincio Tepesi’ne çıkar ve buradan Roma’nın eşsiz gün batımı manzarasını izlemek mümkündür.

Piazza-del-Popolo-1

 

Campo de’ Fiori: Roma’nın Canlı ve Renkli Meydanı

 

“Çiçek Tarlası” anlamına gelen Campo de’ Fiori, Roma’nın en eski ve en otantik meydanlarından biridir. Adını, orta çağda burada bulunan bir çiçek tarlasından alan meydan, gündüzleri canlı bir pazara ev sahipliği yaparken, akşamları ise barlarla ve restoranlarla dolup taşan bir sosyal merkez haline gelir. Pazarda taze meyve ve sebzelerden, peynir çeşitlerine, baharatlardan el yapımı hediyelik eşyalara kadar pek çok yerel ürün bulmak mümkündür. Meydanın ortasında, 1600 yılında burada yakılan filozof Giordano Bruno‘nun heykeli bulunur. Bu heykel, Campo de’ Fiori’nin sadece ticari bir merkez değil, aynı zamanda tarihi ve kültürel bir öneme sahip olduğunu da gösterir. Meydanın çevresindeki dar sokaklar, Roma’nın otantik atmosferini solumak ve gizli köşelerini keşfetmek için harika bir fırsat sunar. Campo de’ Fiori, turistlerin yanı sıra yerel halkın da buluşma noktasıdır ve Roma’nın gerçek ruhunu hissetmek için mutlaka ziyaret edilmesi gereken bir yerdir.

Campo-de-Fiori-1

 


 

Piazza Venezia: Roma’nın Kalbindeki Tarihi Meydan

 

Roma’nın en merkezi noktalarından biri olan Piazza Venezia, şehrin tarihi, siyasi ve coğrafi kalbi olarak kabul edilir. Bu geniş meydan, şehrin en önemli caddelerinin kesişim noktasıdır ve pek çok turistik mekanın başlangıç noktasıdır. Meydana hakim olan en çarpıcı yapı, II. Vittorio Emanuele Anıtı’dır. Bu anıt, meydanın tüm siluetine hükmeder ve adeta bir dönüm noktası görevi görür. Meydanın kuzeyinde yer alan Palazzo Venezia, Papa’nın eski rezidansı olarak kullanılmıştır ve daha sonra Mussolini’nin balkon konuşmalarını yaptığı yer olarak ün kazanmıştır. Meydan, geçmişten günümüze Roma’nın en hareketli ve stratejik noktalarından biri olmuştur. Bugün, trafik yoğunluğu ve anıtın ihtişamıyla dikkat çeken Piazza Venezia, Roma gezinizin önemli duraklarından biri olacaktır. Bu meydandan yürüyerek Roma Forumu, Kolezyum ve Capitolini Müzesi gibi önemli yerlere kolayca ulaşabilirsiniz.

Piazza-Venezia-1

 

Vittorio Emanuele II Abidesi: İtalya’nın Birlik Sembolü

 

Piazza Venezia’da yer alan Vittorio Emanuele II Abidesi, Roma’nın en dikkat çekici ve tartışmalı anıtlarından biridir. 19. yüzyıl sonlarında inşa edilen bu anıt, İtalya’nın birleşmesini sağlayan ilk kralı II. Vittorio Emanuele’ye adanmıştır. Mimar Giuseppe Sacconi tarafından tasarlanan anıt, parlak beyaz mermerden yapılmış olup, Neoklasik tarzın bir örneğidir. Yapının görkemi ve büyüklüğü, Romalılar tarafından zaman zaman “yazı makinesi” veya “düğün pastası” gibi lakaplarla anılmasına neden olmuştur. Anıtın üst kısımlarında, kanatlı zafer tanrıçaları ve atlı heykeller bulunur. Anıtın merkezinde, İtalya’nın isimsiz askerleri anısına inşa edilmiş “Meçhul Asker Mezarı” (Altare della Patria) yer alır ve burada sürekli bir nöbet değişimi yapılır. Anıtın en üst kısmındaki teraslardan, Roma’nın eşsiz panoramik manzarasını izleyebilirsiniz. Roma Forumu, Kolezyum ve şehrin diğer simgeleri buradan net bir şekilde görülebilir. Vittorio Emanuele II Abidesi, İtalya’nın modern tarihine ve birleşme sürecine adanmış önemli bir semboldür.

vittorio-emanuele-II-abidesi-1

 

Capitolini Müzesi: Roma’nın Tarihi ve Sanatı

 

Capitolini Müzesi, dünyanın en eski halka açık müzelerinden biri olarak kabul edilir ve Roma’nın Capitolino Tepesi’nde, Michelangelo’nun tasarladığı meydanın etrafında yer alır. Müze, iki ana binadan oluşur: Palazzo dei Conservatori ve Palazzo Nuovo. Michelangelo’nun tasarladığı meydan, Roma’daki en güzel meydanlardan biridir ve meydanın ortasında İmparator Marcus Aurelius’un atlı bronz heykeli bulunur. Müzenin koleksiyonu, Antik Roma heykelleri, bronz eserler ve Roma tarihini anlatan objelerle doludur. En ünlü eserleri arasında, Roma’nın simgesi olan bronz “Capitolini Kurtu” (Lupa Capitolina) heykeli, “Dying Gaul” heykeli ve Marcus Aurelius’un orijinal heykeli yer alır. Ayrıca, müzede Caravaggio ve Tiziano gibi ünlü sanatçıların resimleri de sergilenmektedir. Capitolini Müzesi, Roma’nın antik geçmişini ve sanatsal mirasını bir araya getiren, hem tarihi hem de kültürel açıdan zengin bir deneyim sunar. Buradan, Roma Forumu’nun ve şehrin tarihi kalbinin manzarasını seyretmek de mümkündür.

capitolini-muzesi-1

 

St. John Lateran Bazilikası: Roma’nın İlk ve En Eski Bazilikası

 

Vatikan dışındaki en önemli Katolik kilisesi olan St. John Lateran Bazilikası, Roma’nın dört büyük papalık bazilikasından biridir ve tüm Katolik kiliselerinin “ana kilisesi” olarak kabul edilir. İnanışa göre, bazilika Papa tarafından yönetilen en eski ve en yüksek rütbeli kilisedir. 4. yüzyılda İmparator I. Konstantin tarafından inşa ettirilen bu yapı, Roma’daki ilk Hristiyan ibadethanelerden biridir. Dış cephesindeki heykeller ve devasa heykellerle süslü cephesi, Barok mimarisinin ihtişamını yansıtırken, içerisi Roma’nın erken Hristiyanlık dönemini yansıtan bir atmosfere sahiptir. Kilisenin içinde, on iki havariyi temsil eden heykeller, mozaikler ve freskler yer alır. Kilisenin hemen karşısında ise, İsa’nın yargılandığı mahkemeden getirilen “Kutsal Merdivenler” (Scala Sancta) bulunur. İnanışa göre, bu merdivenleri dizleri üzerinde çıkanlar günahlarından arınır. St. John Lateran Bazilikası, sadece dini bir merkez değil, aynı zamanda Roma’nın erken Hristiyanlık tarihini ve sanatsal gelişimini en iyi şekilde anlatan önemli bir yapıdır.

 

st-john-lateran-bazilikasi-1

Caracalla Banyoları: Antik Roma’nın Lüks Hamamları

 

Caracalla Banyoları, M.S. 216 yılında İmparator Caracalla tarafından yaptırılan ve Antik Roma’nın en büyük ve en lüks hamam komplekslerinden biridir. Bu devasa yapı, sadece banyo yapmak için değil, aynı zamanda sosyalleşmek, spor yapmak, kütüphanede okumak ve sanatsal etkinliklere katılmak için de bir merkezdi. Kompleksin içinde sıcak (caldarium), ılık (tepidarium) ve soğuk (frigidarium) su havuzlarının yanı sıra spor salonları (gymnasium), kütüphaneler ve bahçeler de bulunuyordu. Mimarisi ve mühendislik harikası olan bu yapılar, yer altı ısıtma sistemleri (hypocaust) ile ısıtılıyordu ve muhteşem mozaiklerle, heykellerle ve mermerlerle süslenmişti. Bugün ayakta kalan kalıntılar, bu yapıların ne kadar görkemli ve lüks olduğunu gözler önüne serer. Caracalla Banyoları’nda yürümek, Antik Roma’nın günlük yaşamını ve mühendislik dehasını hissetmek için eşsiz bir fırsattır. Özellikle yaz aylarında burada düzenlenen opera ve konserler, bu tarihi mekanı daha da özel kılar.

caracalla-banyolari-1

 

Circus Maximus: Roma’nın Antik Yarış Pisti

 

Circus Maximus, Roma’nın en eski ve en büyük stadyumu olup, at arabası yarışlarına ev sahipliği yapmıştır. Palatino ve Aventino tepeleri arasındaki vadide yer alan bu devasa alan, yaklaşık 250.000 seyirci kapasitesiyle Antik Roma’nın en büyük eğlence merkezlerinden biriydi. Sadece at yarışları değil, aynı zamanda gladyatör dövüşleri ve dini törenler de burada düzenlenirdi. İlk olarak M.Ö. 6. yüzyılda inşa edilen Circus Maximus, yüzlerce yıl boyunca pek çok kez restore edilmiştir. Stadyumun ortasında, yarışı ikiye bölen ve üzerinde dikilitaşlar bulunan bir ayırıcı duvar (spina) yer alıyordu. Bugün Circus Maximus’un orijinal yapısından pek bir şey kalmamış olsa da, stadyumun devasa boyutları ve alanı halen görülebilmektedir. Burası, Roma’nın Antik İmparatorluk günlerinin eğlence ve sosyal yaşamını hayal etmek için mükemmel bir yerdir. Günümüzde, bu geniş alan piknik yapmak veya yürüyüşe çıkmak isteyen yerli halk ve turistler tarafından kullanılmaktadır.

circus-maximus-1

Piazza Barberini: Roma’nın Zarif ve Tarihi Meydanı

 

Roma’nın merkezinde, Via Veneto’nun başlangıcında yer alan Piazza Barberini, Barok mimarisinin zarif bir örneğidir. Meydanın en önemli simgesi, Gian Lorenzo Bernini tarafından 1643 yılında yapılan Triton Çeşmesi‘dir. Triton, deniz tanrısı Poseidon’un oğludur ve çeşmenin ortasındaki heykel, bir deniz kabuğundan su püskürten Triton’u tasvir eder. Bu çeşme, Barok heykel sanatının dinamizmini ve estetiğini en iyi şekilde yansıtır. Meydanın güneydoğu köşesinde yer alan bir diğer önemli çeşme ise Bernini’nin 1644 yılında yaptığı Arı Çeşmesi‘dir (Fontana delle Api). Barberini ailesinin arması olan arı figürlerinin yer aldığı bu küçük çeşme de Barok dönemin önemli eserlerindendir. Meydanın adı, yakınlarda bulunan Barberini Sarayı’ndan (Palazzo Barberini) gelir. Piazza Barberini, tarihi ve sanatsal açıdan zengin yapısıyla Roma’nın en keyifli ve hareketli meydanlarından biridir ve turistler için önemli bir buluşma noktasıdır.

Piazza-Barberini-1

Giardino degli Aranci: Roma’nın Portakal Bahçesi

 

Roma’nın Aventino Tepesi’nde gizlenmiş, sakin ve romantik bir nokta olan Giardino degli Aranci (Portakal Bahçesi), şehrin en güzel manzaralarından birini sunar. 1932 yılında restore edilen bu küçük bahçe, adını içinde bulunan portakal ağaçlarından alır. Bahçenin en önemli özelliği, buradan Roma’nın neredeyse tüm simge yapılarını (Aziz Petrus Bazilikası’nın kubbesi, Sant’Angelo Kalesi, Capitolino Tepesi gibi) panoramik olarak görebilmenizdir. Bahçenin en ucunda yer alan terasa çıktığınızda, Tiber Nehri’nin ve şehrin büyüleyici manzarasını seyredebilirsiniz. Özellikle gün batımında, portakal ağaçlarının arasından sızan ışıklar ve şehrin silüetiyle birlikte ortaya çıkan manzara, adeta bir kartpostal gibidir. Giardino degli Aranci’nin hemen yakınında, Malta Şövalyeleri’ne ait olan bir kapının anahtar deliğinden bakıldığında, üç ülkeyi aynı anda görebileceğiniz ilginç bir deneyim de yaşayabilirsiniz (Malta, Vatikan ve İtalya). Bu bahçe, Roma’nın gürültüsünden uzaklaşarak huzurlu bir mola vermek ve unutulmaz fotoğraflar çekmek için mükemmel bir yerdir.

Giardino-degli-Aranci-1

Via Veneto: Roma’nın Şık ve Zarif Caddesi

 

Roma’nın en ünlü ve en şık caddelerinden biri olan Via Veneto, 1950’ler ve 1960’ların “Dolce Vita” (Tatlı Hayat) döneminin sembolü olarak bilinir. Federico Fellini’nin “La Dolce Vita” filminde ölümsüzleştirdiği bu cadde, o yıllarda dünya jet sosyetesinin, Hollywood yıldızlarının ve sanatçıların buluşma noktasıydı. Günümüzde de lüks otelleri, şık kafeleri ve butikleriyle bu şöhretini korumaktadır. Cadde boyunca yürürken, dönemin cazibesini ve zarafetini hala hissedebilirsiniz. Via Veneto, kafelerin teraslarında oturup İtalyan kahvesi içmek ve etrafın canlı atmosferini izlemek için harika bir yerdir. Caddedeki binalar ve mimari yapılar, Roma’nın modern ve zarif yüzünü yansıtır. Cadde, Piazza Barberini’den başlayarak Villa Borghese Bahçeleri’ne kadar uzanır ve bu da onu, Roma’nın en popüler gezi rotalarından biri yapar. Roma’nın şıklığını ve tarihini bir arada deneyimlemek isteyenler için Via Veneto, mutlaka gezilmesi gereken bir duraktır.

Via-Veneto-1

 

 

Roma’nın sonsuz hikayeleri sizi bekliyor!

 

Roma, her köşesinde farklı bir sanat eseri, farklı bir tarih ve farklı bir lezzet barındırıyor. Umarım bu detaylı rehber, “Sonsuz Şehir” gezinizi planlarken size ilham vermiştir.

Peki, siz bu listedeki yerlerden hangilerini ziyaret ettiniz? Ya da Roma’da sizin için unutulmaz olan ve bu listeye eklenmesi gerektiğini düşündüğünüz başka yerler var mı? Yorumlarınızı bizimle paylaşarak bu rehbere katkıda bulunabilirsiniz. Şimdiden iyi yolculuklar!

Shares:
Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir